Denizin Tuzu filminden sonra gene ortadoğu ile ilgili güzel bir film izledim. Filmin adı: Beşir'le Vals. Filmle ilgili hissettiklerimi anlatmandan önce filmin resmi özetini bir yerden alıntı yapıyorum.
Bir gece yönetmen Ari Folman barda arkadaşıyla oturmuş sohbet etmektedir. Arkadaşı, Ari’ye durmadan gördüğü bir kabustan bahseder. Kabusunda 26 tane vahşi köpekten kaçıyordur. Bu kabusun, iki adamın da Lübnan Savaşı’nda yaşadıklarıyla ilgisi olduğu kanısına varırlar. Ari, hayatının o dönemiyle ilgili pek bir şey hatırlamadığını fark edip şaşırır. Bu ilginç durum karşısında, dünyanın dört bir yanından dostlarını ve asker arkadaşlarını bulup savaşta yaşananlar hakkında konuşmaya karar verir. O dönemle ve kendisi ile ilgili gerçeği ortaya çıkarması gerekmektedir. Ari bu gizemi deştikçe, hafızası gerçeküstü resimlerle uyanmaya başlar.
Filmin her ne kadar başını kaçırsamda çizgi-film/animasyon türüyle karşımıza çıkan film Lübnan'ın yükselen değeri olan ve yeni seçilen başbakan Beşir'in bir suikast sonucu yaşanan iç karışılığı İsrailli askerlerin yaşadığı kötü deneyimleri ve Güney Lübnan halkının yaşadığı acıları anlatmaktadır. Filmde yer yer ironik durumlar yaratılmaktadır. Rock şarkısı eşliğinde bombalama sahneleri, gerçeküstü yansıtılan görüntüler savaş esnasında yaşanan gerçeklerin insanlık için akıl almaz, vahşet uyandıran durumlarda savaştaki herkesin gerçeklikten ne kadar uzaklaştığını, kendisini dışarıya karşı ne kadar soyutlandığı göstermek açısından iyi bir örnek filmdir.
Bu arada belirtmekte fayda var ki İsraillin vahşi savaş politikasını yansıtan bu film İsrailliler tarafından yapılmış olmasıdır. Bir tür öz eleştiri denilebilir. Konuya açıklık getirmem bakımından bir arkadaşımızın açıklamasına yer vermek istiyorum.
filmde hıristiyan falanjist ve siyonist yahudilerin mutabakatiyle işlenmiş bir cinayeti seyir edeceksiniz
"Aslında meselenin esasında Lübnan'daki cemayellerden birinin suikaste kurban gitmesini bahane edip müslümanlara harb açılmasıdır hristiyan falanjistler kendilerine bir dost aradılar ve en iyi dostlarıda tabii ki siyonist katil zanlılarıydı Ariel Şaron da falajistlerin açtığı yolla başşehir Beyrut'a kadar rahatça ilerledi yani madem müslüman kesiyonuz bize de ayırın zihniyetiyle bu cinayetler işlendi .fakat herşeye rağmen bizler anti yahudi değil antisiyonistiz neticede onların içinde de akıl ve vicdan sahibi yahudiler var işte filmi yapanlar hepsi yahudiler anti yahudi olursak onları kaybederiz. Bu filminde bir yahudi imalatı olduğunu unutmayalım..."
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Eki 2009
16 Eyl 2009
BU DENIZIN TUZU

Demin bir film izledim.
Filmin adı "Bu Denizin Tuzu" (Salt of This Sea)
Filmin künyesini bir yerden kopyalıyorum.
"Brooklyn’de Filistinli Göçmenlerin oluşturduğu işçi sınıfı bir toplulukta dünyaya gelen Soraya, büyükbabasının 1948 yılında sürgüne gönderildiği sırada dondurulmuş bir banka hesabı olduğunu keşfeder. İnatçı, tutkulu ve kendisinin olanın iadesini isteyen Soraya uzun zamandır kurduğu hayalini -Filistin’e dönmek- gerçekleştirir. Oraya vardığında, yavaş yavaş etrafındaki gerçeklikten ayrılır ve kendi öfkesi ile yüzleşmek zorunda kalır. Filistin’deki duvarların her zaman görünür olmadığını fark eder. Kendisinin aksine, en büyük tutkusu orayı tamamen terk etmek olan Emad isimli genç bir Filistinli ile tanışır. Hayatlarını kontrol eden kısıtlamalardan yorgun düşen ikili, özgür olabilmek için olayları kendi ellerine almalarının şart olduğunu anlarlar, yasadışı işler yapmaları gerekse bile.
Yönetmen: Annemarie Jacir "
Bu filmi izledikten sonra düşündüm, Yahudilerde bizim kardeşimiz Müslümanlarda bizim kardeşimiz. Hepimiz Hz. Adem'in torunlarıyız. Yahudiler önce İspanyada olmak üzere Avrupanın birçok yerinde ve en son ve trajik olan Almanya'da işkenceler gördü, bir insanoğluna yakışmayacak birsürü olay yaşadılar. Hep dışlandılar ve sonra bir toprak verildi onlara: Vahdedilmiş Topraklar. Tabii yahudilerin de yaşama hakları var, bir ülke kurabilme bir medeniyet inşa edebilme hakkı. Ancak Filistinlilerinde yaşama hakları da var. Belki ellerinden toprak alındı. Ama artık olaylar bu kadar karışık iken bu benim toprak bu senin toprak demeden neden kardesce yasayamıyoruz. Aynı topraklarda her iki din her iki medeniyet tek bir medeniyet gibi yaşatılamaz mı? Aynen filmde denildiği gibi herkes barış istiyor ama liderler istemiyor; çünkü onların çıkarları var. Bir iki yahudi lider yüzünden tüm yahudiler lanetleniyor, ayrıca Filistin savaş silah bilmezken direnişlerle başlayan olay belli kişilerin ellerinde kontrolsuz silah kullanımına dönüşmüş ve bu kişiler ileriye giderek savunmadan ziyade (mazlumlar her zaman haklıdır yeterki masum insanları hedef almasın) teroristçe girişimde bulundular. Olayın özü yaşanılan bu olaylar bir savaş değil, savaş hukukuna uygun değil, bu resmen karşılıklı gerçekleşen teroristçe girişimlerdir. Ne yazık ki bu yöntemle hiçbir şey elde edilemeyeceği açıktır. İsraille çıkarları olan devletlerin destekleri yüzünden İsrail yıkılamayacağı gibi, Filistinliler eski topraklarından olduklarından mücadelerden haklı olarak vazgeçmeyeceklerdir.
Bu sorunun çözümü şimdilik yok gibi görünüyor ama günümüzde artık önem kazanan "uzlaşımcılık" sağlanırsa çözümler bulunabilir ve bulunan çözümler hayata geçirilebilir. Peki nasıl olacak mı dersiniz? Kesin bir talimat söyleyemem ama niyeti belirtebilirim. Niyetimiz şu olmalı her iki dinin hürce yaşandığı, birbirlerinin topraklarına rahat girilip çıkıldığı, pasaport vize istenmediği ve ırkın üstünlüğünden ziyade hukuk kuralların geçerli olduğu 2 eyaletli ve bir ortak "Sürdürelebilir Barış ve Huzur Komisyonu" kurulmalıdır. Bu komisyon uluslararası devletlerce desteklenmeli ve ortadoğuya huzur getirilmelidir. Peki bu olur mu, belki, yeter ki kişisel çıkarlarını ön planda tutan liderler gitse ve uluslararası bir barış komisyonu kurulsun, iki devletle ilgili kararlar sadece halk tarafından belirlensin.
Bu film Almanya'da, Polonya'da ve Filistin'de yaşanan tüm acımazlıkların aynı olduğunu ve hiçbirinin birbirinden farklı olmadığını hatırlattı.
Son söz Atatürk'ten: "Yurtta sulh, cihanda sulh."
Filmin adı "Bu Denizin Tuzu" (Salt of This Sea)
Filmin künyesini bir yerden kopyalıyorum.
"Brooklyn’de Filistinli Göçmenlerin oluşturduğu işçi sınıfı bir toplulukta dünyaya gelen Soraya, büyükbabasının 1948 yılında sürgüne gönderildiği sırada dondurulmuş bir banka hesabı olduğunu keşfeder. İnatçı, tutkulu ve kendisinin olanın iadesini isteyen Soraya uzun zamandır kurduğu hayalini -Filistin’e dönmek- gerçekleştirir. Oraya vardığında, yavaş yavaş etrafındaki gerçeklikten ayrılır ve kendi öfkesi ile yüzleşmek zorunda kalır. Filistin’deki duvarların her zaman görünür olmadığını fark eder. Kendisinin aksine, en büyük tutkusu orayı tamamen terk etmek olan Emad isimli genç bir Filistinli ile tanışır. Hayatlarını kontrol eden kısıtlamalardan yorgun düşen ikili, özgür olabilmek için olayları kendi ellerine almalarının şart olduğunu anlarlar, yasadışı işler yapmaları gerekse bile.
Yönetmen: Annemarie Jacir "
Bu filmi izledikten sonra düşündüm, Yahudilerde bizim kardeşimiz Müslümanlarda bizim kardeşimiz. Hepimiz Hz. Adem'in torunlarıyız. Yahudiler önce İspanyada olmak üzere Avrupanın birçok yerinde ve en son ve trajik olan Almanya'da işkenceler gördü, bir insanoğluna yakışmayacak birsürü olay yaşadılar. Hep dışlandılar ve sonra bir toprak verildi onlara: Vahdedilmiş Topraklar. Tabii yahudilerin de yaşama hakları var, bir ülke kurabilme bir medeniyet inşa edebilme hakkı. Ancak Filistinlilerinde yaşama hakları da var. Belki ellerinden toprak alındı. Ama artık olaylar bu kadar karışık iken bu benim toprak bu senin toprak demeden neden kardesce yasayamıyoruz. Aynı topraklarda her iki din her iki medeniyet tek bir medeniyet gibi yaşatılamaz mı? Aynen filmde denildiği gibi herkes barış istiyor ama liderler istemiyor; çünkü onların çıkarları var. Bir iki yahudi lider yüzünden tüm yahudiler lanetleniyor, ayrıca Filistin savaş silah bilmezken direnişlerle başlayan olay belli kişilerin ellerinde kontrolsuz silah kullanımına dönüşmüş ve bu kişiler ileriye giderek savunmadan ziyade (mazlumlar her zaman haklıdır yeterki masum insanları hedef almasın) teroristçe girişimde bulundular. Olayın özü yaşanılan bu olaylar bir savaş değil, savaş hukukuna uygun değil, bu resmen karşılıklı gerçekleşen teroristçe girişimlerdir. Ne yazık ki bu yöntemle hiçbir şey elde edilemeyeceği açıktır. İsraille çıkarları olan devletlerin destekleri yüzünden İsrail yıkılamayacağı gibi, Filistinliler eski topraklarından olduklarından mücadelerden haklı olarak vazgeçmeyeceklerdir.
Bu sorunun çözümü şimdilik yok gibi görünüyor ama günümüzde artık önem kazanan "uzlaşımcılık" sağlanırsa çözümler bulunabilir ve bulunan çözümler hayata geçirilebilir. Peki nasıl olacak mı dersiniz? Kesin bir talimat söyleyemem ama niyeti belirtebilirim. Niyetimiz şu olmalı her iki dinin hürce yaşandığı, birbirlerinin topraklarına rahat girilip çıkıldığı, pasaport vize istenmediği ve ırkın üstünlüğünden ziyade hukuk kuralların geçerli olduğu 2 eyaletli ve bir ortak "Sürdürelebilir Barış ve Huzur Komisyonu" kurulmalıdır. Bu komisyon uluslararası devletlerce desteklenmeli ve ortadoğuya huzur getirilmelidir. Peki bu olur mu, belki, yeter ki kişisel çıkarlarını ön planda tutan liderler gitse ve uluslararası bir barış komisyonu kurulsun, iki devletle ilgili kararlar sadece halk tarafından belirlensin.
Bu film Almanya'da, Polonya'da ve Filistin'de yaşanan tüm acımazlıkların aynı olduğunu ve hiçbirinin birbirinden farklı olmadığını hatırlattı.
Son söz Atatürk'ten: "Yurtta sulh, cihanda sulh."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


